
Bir tuhaflık var.
Bu yaşıma kadar kendimi gizlemek için üzerime sardığım ne varsa uçup gitmiş. Çıplak kalmış gibi hissediyorum. Bir kırılma yaşadım. Tuz buz oldu içinde saklandığım kabuk. İlk başlarda alev gibi bir şeydi; yakıcıydı. Ama arındıran bir yanış oldu bu. Benliğimin, hatta fiziğimin yeniden şekillendiğini, çevreyi ve dünyayı algılama şeklimin değişmesini izliyorum şimdilik. Mümkün olduğu kadar bir şey yapmamaya, bir karar almamaya çalışıyorum. Biraz tuhaf hissettiriyor. Sanki bedenimde başka biri daha varmış gibi.
En başında biraz direndim kaybetmemek için kendimi. Dehşete düşürüyordu fikren bile. Sonra ilâhî bir karar gibi, belki de artık başka olarak devam etmeliyim diye hissederek teslim oldum o yangına. Ondan sonra acımadı hiçbir yerim. İbrahim’in sırrına vakıf oldum. Yangın bitti. Külün altından yeniden yola koyuldum. O anlarda eğilip çıplaklığıma bakacak cesareti kendimde buldum.
Bunca şey yazmışım, düşündüm; kendime bir sözcük bile yazmamışım, kendim için… Başka şeyler de yapmamışım elbet. Hiçbir şey yapmamışım kendim için. Her şeyi sevmişim: kızları, çiçeği, böceği, gün doğumlarını, yıldızları… Ama bir tek kendimi sevmemişim. O kocaman ve kahrolası bir mezarlık kalbimde bir tek kendime yer bulamamışım. Önce artık yalnızca kendimi sevmeye karar verdim, sonra da kendim için bir doğum günü hediyesi yazmak istedim. İlk defa.
Vay canına!
Meğer “hayallerinin ötesi” nasıl bir mekânmış, neyi ihtiva ediyormuş, hepsine aydın. Hiç hayal etmemiştin çünkü bu yaşlarını. O yüzden bir yargıya varamıyorsun: Nasıl bir şey bu anda olmak?
Geriye dönüp baktın; tadına varılası bir ömürmüş ama mundar edilmiş. Sirkten başka bir şey de değilmiş. Yaralar, bereler ve ucubeler… Gece düşsen içindeki boşluğa, sabaha sonuna varamazsın. Uzak, bir bıçaktır artık; üstelik kendi kurduğun ocaklarda çifte kanla dövülmüş.
Kırıldın. Olgun oldun. Bir sürü yollardan ve kalplerden savruldun. Kahrolurken de memnuniyet duymayı hangi nebîden ya da iblisten kaptın?
Sen, yüz elli iki mevsimin tadına bakmış; anne memesinden baldıran emen, bir ilâh felaketi gibi rahme düşen… Deliliklere sürüklendin. Faili meçhullerde hep sen bir numara seçildin. Kendi kanınla cenazende okunacak ağıtlar yazdın. Köşe başlarında kırılmalarla ve cesetlerle karşılaştın.
Kutlu olsun. Bugün ölüme bir depar daha yaklaştın.