Çapulcu

Sanırım bu kitap, benim için bir basamak atlamanın karşılığı oluyor. 2 yıl boyunca, tuhaf tuhaf şirketlerde kendimi öptürüp, bol bol dolandırıldıktan sonra “gerçek” bir yayınevinden çıkan ilk kitabım oluyor. 2012, Eylül ayı. Bu durum aynı zamanda adımın daha çok insan tarafından duyulmasına da sebep oldu. İçerik olarak, o dönemler çok iyi bulduğum, ancak şimdilerde utandığım, bunu neden yazmışım ki diye hayıflandığım bir kitap. Ancak bu his, diğer kitaplarımda da olmaya başladığında aslında bunun sabit bir “eskime” durumu olduğunu anlayabildim. Kitabı hâlâ iyi bulanlar var örneğin. Çok kötü bulanlar da var. Ben ikinci gruptanım. Her en son yayımlanan kitabım en iyi kitabım oluyor, bir sonraki yeni kitap yayımlandığında bir önceki en iyi kitap klasman kaybediyor. Sonraki yeni kitaplar çoğaldıkça da, klasman aşağı doğru iniyor. Bu, yazının yaşayan bir şey olduğunu gösteriyor bana. Elbette kimilerine göre bütün kitaplarım bok gibi ancak benim için, yaşam biriktirmenin, olgunlaşmanın nasıl yansıdığını gördüğüm bir alan bu. Yine de seviyorum tabii ki. Bu kitap yayımlandığında 25 yaşındaydım. 25 yaşındaki Batuhan bu kitabı çekici buluyordu. 33 yaşındaki Batuhan bulmuyor. Eğer var olursa, 50 yaşındaki Batuhan bu kitabı yok etmek isteyecek belki de.

Beni sahneye öngrup olarak çıkmaktan alıp, kendi sahnemi sergilememi sağlayan bu kitap 6.45 Yayınları aracılığıyla ortalığa saçıldı. Toplamda 2 baskı gördü. Beni bir sürü insana tanıttı. Kapak ise elbette Erol Egemen. Kim lan bu Erol Egemen’deki Erol Egemen hem de.