Eksik Gramaj
Bugün yirmi bir gram eksilmiş olarak ayak bastım yeryüzünün topraklarına. Fena mıydı şimdi sarılmak diye düşünüyorum bir ateş selinin ortasında. Öyle mahvolmuştum ki sana, tişört yırtık, surat tıraşsız, ayna paramparça. Hakikate bükemeseydim boynumu, keşke vurulsaydı da. Üzüntü denileni kucaklamaktan başka bir dil bilmiyor artık kollarım. Senin adını avcuma yazsınlar diye içim gitti ama yazılmadı diye…
Ben Kuklaydım, Ne Bileyim
Kaçarken iplerine dolanmış bir kuklaydım benbütün ürkünçlüğüme rağmen en az bir defa Japonya’dabulunmak istemiştim seninle sakuralar açarkenmisal yapraklar yağışı andıran bir tavırlasaçlarından omuzlarına düşüyorduben seni her ömürde bir kez rastlananbir bahar doğumu diye izlerkenbırak, kimin kimden öykündüğüne dair düşüncelersüzülsün akıl koridorlarımdabugün dolunay var ve ben yazıldığı şekliyle okunanbir dolu sevgiler deriyorum onaışığının iplerime damlayıp bir…
Kayıp Kısım
Ne biçim şeyler oldu son dokuz yılda. 2017’den bu yana ansiklopediler dolusu değişimler oldu. Önceki yazılarda hep bahsetmiştim, sanki başka biri var bedenimde yaşayan diye. Bugün artık o başka biri daha belirgin. Eski ben daha silik bir hâle geldi. Belki %70’e 30’dur şimdi karışımım. İki yıl önce bir psikiyatri kliniğinde, benden daha yıkılmışların da olduğu…
Mezarlıklar Müdürüyüm Afedersin
Ağaca bakan adamı izleyen adam dış ses olarak anlatıyor: Yüreğini kaplayan ince zar eriyip gitmiş. O da onu sarmış kalbine, bir arada dursun diye et yığınından fazlası olarak. Sükuneti cephane olarak kuşanmış. Bir renk keşfetmiş, keşfe onun adıyla seslenmiş. Sırçaları eline batsa da taşımaktan yüksünmüyor bu tuhaf duyguları. Pürüzsüz camlardan kesilmişe benzeyen gözyaşları. Geçmişte bir…
Gök Olayları
Dilim dilim yollar olmuştum ben. Hangi virajı alsam, sen. “Merhaba,” demiş yüzün hepsinde. “Ben ayın dokuzuncu evresi.” Hoş kokan meyveleri toplamakla yatağın altındaki çocukluk canavarları arasında bir yerde duruyordu onu düşünmesi. Antik bir duaya benziyordu pijamalarıyla. Okyanus kabukları da saçlarında. Sesini duyunca sesini… Her şey kontrol altında. Gece ikiye pay edilmişti bir sırrın ortasında. Havada…
Kuş Lokumu
ya da Mensur Evimi almışlar benden canım, ardından yollarım kaybolmuş. Polisler de beni anneme sormuş. Haritalarda yok sayılmış, ışıksız patikalardan koşarak tırmanmışım. Sonra yeni yollar edinmişim kendime. Ev diye seni çizmişim defterime. Penceresine bir kedi iliştirmişim. Yüzümü ışığına dönmüşüm ardından dökülsün diye elem paçalarımdan. Kuşlokumu da almışım sana gelirken Salı pazarından. Güneşli bir gün ama…
Ver Bu Bölümü Ben Geçicem
21 Aralıktı. Kıyamet kopmamıştı o yıl. Oysa koca bir yıl buna hazırlanmıştık, bütün dünya. Ben de epey hazırdım o dönem mayaların öngördüğü kıyamette yok olmaya. Doğrusu güçlü de bir beklenti doğmuştu içimde. Bazı geceler yatakta uzanıp kehanetin gerçek olmasını ve olası senaryoları hayal edip huzur bulduğumu hatırlıyorum. Çünkü ne yapsak boş, burada kalamayız. Bir çiçek…
Nüfus Kıyımı
Güzel beyaz gömleğini giyip,gömlekten daha güzel şeyler düşlerkenkan damlamış yakasınaGözleri yerinde olduğu halde görmüyorDüşünüyor:tek batında kaç ölü doğururmuş hayat meselaDikenli tuzakların arasındansüzülüyor boyası sökülmüş koridorlardaAraf bana vadedilmiş, sığ sular sanaAnnesi peynir ekmek kokanbir çocukluk fotoğrafınıgöndermiş taahhütlü postaylaKokuyu duyduğunda hala hayatta olanbir hatırayı gözlüyor.Arkasında yazıyor: “Kimse kimseye demez bunu.Zaten aşklar öyle doğmaz ve büyümez.Annen.” Kentimizde düğmeler…
Kapıların Arkasındaki Hakikat
Dört buçuk yıl bu güzel manzaralara bakıp düşündüm. Bu güzel manzaraların çeşit çeşit hallerini gördüm; dört mevsim, on iki ay… Aklınıza gelebilecek, aklınızın yakınından dahi geçmeyecek envaiçeşitlilikte ve uçuklukta düşüncelerle her şeyi baştan başa taradım. Saatlerce o düşüncelerin içinde kayboluyordum. Hak, adalet, memleket, âdemoğulları, Havva kızları, uzay boşlukları, henüz bilmediklerimiz de dahil türlü türlü hayvanlar,…
Çağırılan
Bir sabah vaktiydi çıktım yola. Bir sabah vaktiydi; geri dönemeyeceğimi bilmeden çıktım. Bir cebimde ödünç alınmış bir miktar para —ki aslında faturaları ödeme görevinden azat edilmişler—. Diğer cebimde de, o da ödünç alınmış, az biraz hayat. Bir başka cebimde ise Davut’un yıldızına benzeyen bir kolye duruyor. Bir ismi dahi var. Üstelik çocukluğumu saklıyor içinde. Boynuna…
Bir yanlışlık oldu. Lütfen sayfayı yenileyin ve/veya tekrar deneyin.
Blogumu Takip Edin
Yeni içerik doğrudan gelen kutunuza iletilsin.