Bir sabah vaktiydi çıktım yola. Bir sabah vaktiydi; geri dönemeyeceğimi bilmeden çıktım. Bir cebimde ödünç alınmış bir miktar para —ki aslında faturaları ödeme görevinden azat edilmişler—. Diğer cebimde de, o da ödünç alınmış, az biraz hayat. Bir başka cebimde ise Davut’un yıldızına benzeyen bir kolye duruyor. Bir ismi dahi var. Üstelik çocukluğumu saklıyor içinde. Boynuna asacağım onu. Çocukluğumu göğsünde ebedî istirahatine yatıracağım. Gelmiş geçmiş bütün uçan balonlar beni temsil ediyor hızlı feribotun içinde sana doğru süzülürken. Gelmiş geçmiş ve gelecek bütün aptalları da ben temsil ediyorum ruhum heyecandan büzülürken.
Tanrı yoksa böyle bir şey nasıl var olabilirdi dedirtecek kadar güzelliğinle karşımda, hiç buraya ait olmayan çok gerçekçi bir hayal gibi duruyorsun. Altından yapılmış gibi saçların ve gökten daha mavi gözlerinle, Aden’de yaşanmış bir bahar gününe benziyorsun. Sancağında yaldızlı uçan balon işlemesi olan bir tabur tarafından zapturapt altına alınmış gibi bir heyecanla şehrin anahtarlarını ve başka bir dünyadan çağırılmış bir isim veriyorum sana. Sonra karanlık bir duman ortaya çıkıyor aniden. Hoşluk, güzellik geri çekiliyor. Bıraktığı boşluklara sızıyor siyahı utandıracak bir tavırla o duman. Ele geçiriyor her yeri ve her şeyi. Cennet küçük bir harf oyunuyla cepheye dönüşüyor. Geri çekilirken çamurun içinde kanla ıslanmış sancağı görüyorum.
Çok sonra kanımın bana haram kılındığı vahyedilecek…
Bölüm Sonu Canavarı