Ağaca bakan adamı izleyen adam dış ses olarak anlatıyor:
Yüreğini kaplayan ince zar eriyip gitmiş. O da onu sarmış kalbine, bir arada dursun diye et yığınından fazlası olarak. Sükuneti cephane olarak kuşanmış. Bir renk keşfetmiş, keşfe onun adıyla seslenmiş. Sırçaları eline batsa da taşımaktan yüksünmüyor bu tuhaf duyguları. Pürüzsüz camlardan kesilmişe benzeyen gözyaşları. Geçmişte bir yutkunma efekti olarak var olmuş. Suratlara küllü gözlerle bakıyormuş. Bir kadından gelmiş bir kadından gidecekmiş. Bunlar bahçedeki ağaca bakan adamın kendi beyanları.
Ağaca bakan adam konuşuyor:
Varmak ya da kaybolmak. Benimse bütün meselem bu. Çünkü ben artık sana tek yön yollara çıkmışım. Bahçeler kurmuşum her boydan. Çiçekler büyütmüşüm ki bazıları seninle aynı özden yaratılmıştı. Ve böylece herkese günaydın, sana çiçek tarlaları. Ben yollarda ve sana, tuhaf şekilde hastayım. Şükür ki artık ilacını yapmıyorlar bu rahatsızlığın. Bazı geceler yarı insan yarı sana dönüşüyorum. Haberim de var etraf sessiz ve hiç kimselerin yokken kalbine yapılan mızraklı peri saldırılarından. Sen ve ben. Beş başka meyve toplayacaktık bir ağacın tek bir dalından.
Koro Söylüyor:
Kesikten akmaya devam ediyorsa kan, dozun önemi yok artık, vur gitsin kâinatı damarlarına. Sen önceden de kahrını şerbet diye içmiştin hatırla. Koca devranı dönmesin diye tutmaya kalkmış. Helal sana sende kor alevden tam teşekkül bir yürek varmış. Neye benzediğini bildiğin suretler yok oldu. Neyi duyduğunu bildiğin konuşmalar artık burada değil. Genç diyorlar yaşına, peki ama hislerin ne olacak? cahit sıtkı öleli epey oldu derman olmaz senin yarana.
Bal gösterip bok çaldılar ağzına. O kahrolası duygu ve sen, baş başa kalmıştınız. Mucizevi görüntüsüyle büyüleyip sarmıştı her yanını. Çırpınmıştın vurulmuş avlar gibi. Oradan oraya savrulmuştu bedenin. Bilmiyordun neden öyle oldu. Sanki ömrün bir arkadaştan emanet alınmış, bu his hangi alüvyonlarla ovalarına taşınmıştı. Delirmek şifalanmak olacaktı ama delirmedin. Gördün mü peki yüzünde yaşamın tahribatını? Ne feci izler işlemişti her yerine zaman. Bitince belki aşağı atarsın diye kendini, vedalara yakıştırdığın bir şarkıyı açmıştın. Gülüyordu yüzün doğması beklenen güneşi beklemekten güneş tutulana kadar. Bunun üzerine sende karanlıktan da uzaklara düşmüştün. Bir hastalıktı tüm savaşların, kendi bokunla dövüşmüştün. Bunu sana kimse söylemedi ama sen o gecekondu mahallesinin mezarlıklar müdürüydün.
Ağacın üstündeki sincap dile geliyor:
Kâhine sor, beni sana anlatsın. Karanlık bir odada öldürüldüm. Kim bilir, ne dertleri vardı. Kuyulara benzeyen gölgeler ne saklıyordu o siyahlığın ardına. Memleket: annemin musallada yatan bembeyaz yüzüdür. Beklesem gelmez, varsam o artık yok. Oysa beni annemden önce o doğurmuştu. Sağ kalanların gömüldüğü o büyük yıkımdan sonra yaşamak adını verdim yağmurun altında saçak aramaya. Bilmiyorum bu bir kumpas mıydı, bu yoksa bir saldırı mı? Yağmurlara aldanmışlarla beraber attım hep kaybeden zarları.