Klinik Bulgu

On altı mevsim oldu bugün. Sevdiğim ne varsa hafızamda kalan bir resme dönüşeli. Zamanı da kendim gibi ilaçlarla bastırıyorum. Duvarlar konuşmasa da bazen mimiklerini görüyorum. Ve ben yine, yıllar önce sorduğum bir soruyu soruyorum kendime: Biz hangi günahın tohumuyuz? Tavan ve yitenler bir. Pervane hâlâ dönüyor. Kan kokusu hiç gitmiyor burnumdan. Belki de gidecek başka bir yeri yoktur. Benim de yok. Zaten olmasın diye yaşadığımı kimselere haber vermedim. Öldüğümü sansınlar diye hiç şiir yazmadım. Hâlâ yaşıyor olmam, gidecek yerim olmamasından daha çok sarsıyor her gece; ben uyurken, tişörtümün yakasından tutup. Sonra, kendimi de almadan çok uzaklara gitmenin bir yolunu arıyorum, rüyalarımda ağlayarak ıslattığım avuçlarımı kurutup.

Prognoz:
Şimdi, karanlık ve ıslak bir hücrede, sırtını rutubete yaslayıp yıkılmanın bütün yüz hatlarını ezberine kazıyor. “Bir tür ışık oyunu olmalıydı,” desinler diye yaşıyor. Ölmüş ama çürüyemediği için farkında değil. Bir yanlışlıkla var olma sendromu. Hasta bazen ağzına kadar doluyor ama kusamıyor. Dert gibi birikiyor içinde acı. Ama öldüğünü bilmediği için bir karşılığı yok. “Tüm bunlar çok yıkıcı,” diye yıkılmış o da.

Bölüm Sonu Canavarı

Bir Cevap Yazın