Maalesef artık sesin duyulmayacak salondan. Zaten hiç duyulmamıştı ya. Belli ki aynı duvarların arasında var olmak bize yasak kılındı. Yazık. Kayıp ve ayıp bazı ömürler daha. Sevgiden, rahmetten bir elbise örmüştüm sana. Düştüğü yerimi eriten yağmurlar başladı sonra. Ben bazı memleketler gibi işgal ve yağma görmüş ama ayakta da kalmaya çalışan hâllerdeydim. Sevgiden ha çatladı ha çatlayacak kalbimi gömebilmek için karanlıkta el yordamıyla mezarımı kazarken bir çiçekle karşılaşmıştım. Daha önce bir çiçeğe hiç böyle gözlerle bakmamıştım. Onu ruha gelmiş görsem, diyecektim ki: “Çiçeklerin en güzeli, al ekmeğim senin olsun. Çünkü sen benim ruhumun ruhusun. Hem sen de çoktan unutulmuş o kadim dili konuşuyorsun.”
İşte böyle böyle, bir gün çürümüş kalbimde izlerini bulacak virologlar. “Yazık,” diyecek biri diğerine. “O kadar bıkmış olmalı ki mezara tam ulaşamadan ölmüş.” “Ölüm daha sonra,” diyecek diğeri. “Önce içinde yaşanacak şeyler kalmış.” “Çiçeği koparmakla kalbini gömmemek arasında kaldığından ölmüş,” yazmışlar otopsi raporuna.
Burada yaz ve güzel duygular, eli yüzü düzgün, oturaklı duygular bitti sayılır. Sana dair bütün hikâyelerin hecelerine kadar dağıldığı kül gri sabahlara uyanıyor artık. Heceleri ait oldukları hikâyelere geri koyması gerekse de biliyor ki yarası hesap soramaz bıçaktan. Boyunun ölçüsünü smokin için alıyorlar sanmış ama cevizden yapmışlar tabutunu. Hansel ve kardeşinin başına gelen onun da başına gelmiş. Onlara olanları ezbere bilmesine rağmen o da bir evin görüntüsüne aldanmış. Kanı bozulmuş, o dudağı büken ne varsa elleriyle gebertmek istemekten. Kim bilir artık hangi suya değecek dolunaydan güzel yüzün? Güzel yüzün, güzel yüzün. Kefen gibi çekilseydi ya keşke yüzüme. Burkulup tırnaklanmasaydı ya kalplerimiz. Sesin doyursaydı ya ruhumu sonsuzlukta da. Çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek bir günden sakınsaydık ya beraber. Bir evin bahçesini düzenleseydik falan. Hangi çiçek hangi köşede olmalı? Sen tam olarak nerede duracaksın? Seni böyle sonsuzlukta da sevebilecek miyim? Bu tarz delici şeyler işte.
Şimdi göğsümde bir yerde yanlışlıkla akşam oluyor. Bir köşeden kravatsız okul formam ve kömür kokularıyla çıkıyorum. Evlerden balık kokuları yayılıyor; bugün semt pazarı olmalı. Zamanın iki yönünden de hızla silinmeye başlıyorum. Seninle ilgili neyim varsa bir güvercin gibi öpüp de kanatlarından gökyüzüne salıyorum. İkindi vakti bir anma töreni yapılacak.
Evet. Haritasız gömdük seni. Bir hazine olarak.