Bir Tren Yolculuğu Yaptık Bir Gün, Aklımızı Falan Yedik

İyi günler çok uzakta

Hollanda’ya gitmiştim. Bir tren yolculuğu yapmak için. Biraz da afedersin narkotik turizmi yaparız gibisinden arzular vardı. Soğuk bir kış günüydü üstelik. Attila İlhan’ın St. Michel’den bahsederken tarif ettiği bakır çalığı göğün aynısından orada da vardı. Demek ki genel olarak buralarda böyle demiştim. Sokaklarda dolaşırken aslında daha çok kendi içimde dolaşmıştım. Gördüklerimi hayal meyal hatırlıyorum bu yüzden. Edilen sohbetlere görünürde katılıyor gibi olsam da kurulmuş bir mekanizmadan öte değildi aslında varlığım o an orada. Mevcudiyetim gerçekte kendi pislik dehlizlerimde dolanıyordu. Geçmişin cesetleri arasında özellikle birini arıyor gibiydi. Bir şeyden emin olma isteğiyle arıyordu. Kalın keçe şalvarın duvarlarından geçen buz gibi rüzgarın kemikleri gevrekleştirmesine aldırış etmeden arşınlandı kaldırımlar. Göründüğü gibi değildi hiçbir şey ben dahil. Uykusuzluğun üzerine bütün gün kaldırımları ezip üzerine de iki şişe şarap içmek beni o kadar sıkıştırmıştı ki uyuya kalmıştım güzel bir manzarayı izlerken. Sonra yine yüzümü yalayan buz gibi bir rüzgar beni kısa rüyamdan uyandırdı. Bir ara gözüm yine kapandı… Sonra tekrar araladığımda güçlü bir ışık çarpıyordu gözüme. Nasıl geldiğimi bilmediğim bir odada montumu bile çıkarmadan yüz üstü uyumuş halde uyanıyorum. Saat sabahın 5:15’i. Biraz odaya göz gezdirince bir otel odası olduğunu anlamıştım. Bir fikrim yoktu nasıl oldu bu. Normalde o yorgunluk ve alkol kombosuyla ertesi gün öğlene kadar uyumam gerekiyor. Sanki perilerim sabah 6 trenine binmem gerektiğini biliyormuş gibi uyandırmışlardı beni. Bir gün önce dolaşırken gördüğüm tren istasyonlarındaki otomatlara güvenip bilet almamıştım ama saçma sapan bir şekilde otomat nakit olarak sadece madeni para kabul ediyordu. Kartım yok henüz. Sabahın köründe 26€ bozukluk parayı nerden bulayım. Çaresiz öylece bindim trene korkarak. Biletsiz yakalanıp ceza ödemeyi göze aldım ama yine de korkumu engelleyemiyordum. Dedim bari yol boyu müzikler bakayım yeni yeni de bir hareket gelsin…

İşte öyle bir anda denk geldik. Ben şu anda kaşarı olduğum hatta sıkıldığım bu allahın cezası hayatı yeni kuruyordum. Bir sürü endişelerim ve huzursuzluklarım vardı. Bir de sıkıntı tabii nereden  çıkıp geldiğini ve neden bende olduğunu bilmediğim… Derken bir gün önce sokakları dolaşırken özellikle aradığım o cesetle karşılaştım. Gereken şarkıyı tesadüfen duyduğunda karşımda bitivermişti. O pis dehlizlerde bütün gün aradığım ama varlığından şüpheye düşmeye başladığım cesedi bulmanın vermiş olduğu dehşet içimi titretiyordu. Bir ara ucu bucağı olmayan tarlalara bakarken camdan yansımamı görüyorum. Cesetten geriye kalan parça yaşama tutunmuş gibi görünüyor. Bir şeyler yapmak istediğimi anımsıyorum o an. O cesedi uyandırıp o güzel günlerine döndürmek. Her şeyi bırakıp onun yaşadığı günlere geri dönebilmek. Tüm bunları yapamayacağımı bilmenin ağırlığı altına kaldıkça daha çok çırpındı içim ona yaşam verebilmek için. Ölü olmasına rağmen gözleri hala parlak. Yazık, gülümserken ölmüş olmalı. Bir buz dağının dökülen parçalarına benzer şekilde benim de içimde bir şeyler çöküyor baktıkça cesede… Anlıyorum ki artık buradan geri dönemez kimseler ve hiçbir ilah. Ondan geri kalan ne varsa onlarla devam etmek zorundayım… Ben diye isim veriyorum cesetten geriye ne kalmışsa. Arada bilet kontrol geliyor mu endişesi de gerilim yaratıyor ama önemsiz bir detay olarak var oluyor o an orada. Ana konu: belli ki ben artık şu ceset değilim. Acaba hayatta kalır mıydı kabuğumda kalsam diye büyük bir soru dolduruyor bütün gökleri sonra. Çocukken hayal ettiğim yaşları bile geçtiğimi anımsıyorum birden. Yakın zamanda var olma mücadelesi yaptığım ne varsa şimdi hüzünlü bir şarkı eşliğinde anımsanacak hatıralara benziyorlar artık. Bu yenisi cesede dönüşen gibi gülmeyi bilmiyor.  Yansımasına baktığımda gözleriyle cesedi gösteriyor. Onunla gitmiş bütün iyilik güzellikler. Sağa sola bakıyorum. Kaçacak bir yer yok. Kabullenmekten geçiyor kurtuluşun yolu. Göğsüme saplanmış bir bıçağı bastırarak yavaşça daha derine itmeye benziyor kabullenmek. Gülüşümü öldürmüşler diyorum yansımaya bakarak. İsterdim bende kalsın. Her şeyi alsınlar bir o bende. İçim söküle söküle kabul ettim artık benim bildiğim tanıdığım ben olmadığımı. Bir daha da olamayacağımı.     

Şimdi ne zaman dinlesem o cesedin çocuk hali geliyor yanıma. Bacak kadar boyuna bakmadan velet sırtımı falan sıvazlıyor yüküme omuz vermeye çalışıyor… Ben yine de utanç doluyum ona karşı. Çünkü baktığımda onun azmine ve sevgisine yaraşmayacak şekilde bomboş tüketilmiş bir yaşam görüyorum. Böyle olsun istemediğine eminim. Bunun için mücadele etmediğine bunca zaman… Bu da benim sana karşı utanç damgam olsun.

Bölüm Sonu Canavarı

Bir Cevap Yazın