Yedi Uğurlu Sayımdır diye

Bugün fark ettim ki son 4 yıldır hiç denecek kadar az fotoğrafımı paylaşmışım hep sosyal medyada falan. Sonra aslında bildiğim ama o anda bir kez daha fark etmek zorunda kaldığım bir şeyi gördüm fotoğraf çekecek dahi bir kimse yok yanımda. Üzüldüm biraz açıkçası halime. Sonra da amaaan siktir et ölmüşlerine koyayım dedim. Yaşayanlara da hayalimde yedişer kurşun sıktım yedi uğurlu sayımdır diye. Sonra öyle bir an geldi ki şakaklarımdan aşağı bir vecd hali indi. Bali çekmişim gibi oldu. Öyle olunca da hemen aklım lise yıllarında bir hatırama gitti. Dönüp baktım kendime bu hatıraya ortak arkadaşlarımın neredeyse boyunca çocukları var artık. Şeytan dürtmüyor değil hani babalarının geçmişte balici olduğunu söylesem mi acaba diye…
Şartlı sevgiyle büyümüş her ziyan ruh gibi ben de çok problemliydim. Şimdiki yaşlarımda düşündüğümde zaman zaman yüzümü buruşturduğum tiksinti hissettirecek davranışlarım oldu. Özellikle lisede hormonların da verdiği gazla çok lanet bir bebeydim. Okulda terör estiriyorduk. Aslında çoğu da eğlenceli sıradan şeylerdi. Ama iş uç noktalara gitmeye gelince bizden kallavisi de yoktu bunu yapacak. Muhtemelen hocalarımın birçoğu güzel anmıyordur. İşte o dönemlerde bir gün, İbo bana gelip dedi ki “Moruk biz Ufukların oradaki Sucu Hakan abiyle Çatalca’ya damacanaları doldurmaya gidiyoruz büyük kamyonla. Sabaha kadar sürüyor. Bali falan çekiyoruz acayip acayip kafalar. Sen de gel.” Sucu Hakan bizim ekürilerden Ufuk’un evin altında damacana su satan bir kriminal. Tipi fiziksel olarak Kadir Çermik’e benziyor. Karakteri de Kadir Çermik’in Bornova Bornova filminde oynadığı Salih’in aynısı. İbo, Ufuk, Göktuğ ve Ben gideceğiz. Hafta içi bir de. Günlerden Salı. Bir kış vakti. Lise son sınıfız. Pazartesi-Salı okula gidiyoruz. Kalan günler Türk Hava Yolları’nda staj. Ben Rezervasyon Kontrol Müdürlüğünde çalışıyorum. İbo’lar Genel Müdürlük binasında. Benim tıkırım yerinde. Stajyer işi yapmıyorum. Benim gittiğim hafta bir kadın doğum iznine ayrıldı. Onun işini öğretip kitlediler bana. Seval Hanım vardı amirim, hayattaysa ellerinden öperim. Çok iyi davranırdı bana. Barış abi vardı askere gitmişti hayatım boyunca unutmayacağım bir isim… Yani işte biz Salı gecesi Çatalca’ya su çekmeye gidiyoruz bali çekicez ama Çarşamba sabah da 8:30’da staj yerimdeki ofisimde işimin başında olmam lazım. Personelin işini yapıyorum çünkü gitmezsem sıkıntı.
Elbette bütün bunlar umurumda olmadı. Karanlık tarafta kalıp akşam sucuda hazır bulundum… Ufuk son anda annesi bırakmadı gelemedi. Ben, İbo, Göktuğ hurda kamyonun ön koltuğunda oturuyoruz geniş koltuk. Vurduk yola Yenibosna’dan Basın Ekspres yoluna girdik. İkitelliye doğru İbo çıkardı balileri ve yumurta poşetlerini. Rezalet bir ortam ama inanılmaz da sinematik. Sinematik kısmını şimdi fark ediyorum doğrusu… Poşetin içine doğru nefes alıp verince böyle uzun bir çınnnnnnnnnnnnnnnnn diye tiz ses geliyor. Sonra bir ses tııırrrrrr diye. Ondan sonra insan kendini kapatıyor bilinçaltı mı desem halisünojen bir şeyler mi desem bilmiyorum değişik bir âleme geçiyor kişi. Rabbim sen evlerden ırak… İbo bir şeylere bağırıp çağırıyor, benim kafam testis gibi olmuş neredeyim ne yapıyorum onu ayıkmaya çalışıyorum, aklım bir yandan da Hakan abide acaba baliye iş olur mu diye korkuyorum. Kamyonu sürüyor baliyi falan koklarsa kesin gazetelere çıkarız haberlere. Onun korkusu var aslında daha çok. Bir trafik kazasında cesedimin elinde bali poşetiyle gazetelere haber olmak korkusu. Göktuğ arka tarafa geçmiş yataklı kısma oradan kulağımın dibinde başka şeyler bağırıyor. Lsd bad trip gibi ortam… derken bir silah sesi duydum. Sadece duymadım ama o ses kulağımda kaldı böyle birkaç dakika. Ses nasıl sabit kalabilir o an mümkün o kafayla. İbo başladı anırarak ağlamaya. Bir yandan kamyon son sürat gidiyor. Hakan abinin elinde silah. Meğer İbo kendini kaybetti kendine gelsin diye ayaklarımızın dibine sıkmış bir tane. Böyle de kral bir abidir mermi yakar sevdikleri için… Silah kurusıkı ama sonuçta bir kovan var, bir yere fırlaması lazım. O da gitmiş İbo’nun kundurasının kenarına fırlamış. Serçe parmağından yaralanmış kanıyor. İbo da ağlıyor ki Hakan abi beni vurdun ayağımı kesecekler ayaksız ne yapıcam… Daha o zaman Cem Yılmaz Aziz Efendi ayaklarım yok şakasını yapmamıştı o yüzden İbo’ya bende iki tane var ne yapıcan amk demek aklıma gelmedi. İbo ağlıyor ayağımı kesecekler diye. Hakan abi hala silahla tehdit ediyor sus ulan diye. Göktuğ başka bir şeyler bağırıyor. Gittiğime gideceğime pişman hissetmiştim o anda. Neyse kafası açıldıkça sustu. Hakan abi baliyi aldı elimizden çektirmiyor çok dağıttık diye. Çatalca’ya vardık. Adamlar boş damacanaları indiriyorlar doldurup geri yükleyecekler. Biz de hala kamyonun içinde köpek gibi bali çekmeye uğraşıyoruz. Neyse ki sonunda bitti kurtulduk. Ama kafasından kurtulamadık o yorgunluğu kokusu. Kafam açıldıkça nefesimdeki balinin kokusunu genizlerimde duyuyordum. İbo konuştukça ortalığa bali kokusu yayılıyor. Göktuğ arkada yarrağı yemiş bir şekilde uzanmış yatıyor. Sabaha karşı 4 gibi vardık geri Yenibosna’ya. Kafalar açıldı düşüşler yaşanıyor pis pis. İbo ayağının üstüne basamıyor. Dışarıda yağmur var. Hava soğuk. Omuz verdim İbo’ya ağır ağır gidiyoruz. Hastanenin önünden geçerken acaba girsek mi dedik, sonra adli bir mevzuya döner diye korktuk bir de leş gibi bali kokuyoruz… İbo’ya dedim seni binanın önüne bırakayım ben de oradan hemen eve geçip yatayım. Saat 4. 07:30’da İbo’nun evinin oradan servise biniyoruz. Üç buçuk saat sonra geri dönmem lazım dinlenmiş ve yenilenmiş üstelik kokudan arınmış bir şekilde… İbo dedi ki yok olmaz bizde kalırsın sabah buradan gideriz beraber. Olurdu olmazdı tamam dedim hadi öyle olsun. Yalnız dedi kata gelince sen duvarın kenarında saklan ablam seni görmesin. Ben içeri geçicem ablam da hemen yatar zaten. Sonra kapıyı açar seni alırım. Buna da tamam dedim. 6-7 katlı bir binanın en üst katına İbo’ya omuz vererek o yorgunlukla ve soğukta tırmandık nefes nefese. Yaratıklar gibi resmen geçtiğimiz yerden bali kokusu bırakarak geçiyoruz… Kata geldik. Merdivenin bittiği yerde hemen sağda daire. Ben de merdivenin başında duvara yaslanmış bekliyorum. İbo’ya dedim sakın ablan kapıyı açınca konuşma, nefes verme ağzından. Ağzını kapat burnundan al ver. Tamam dedi. O arada kapı açıldı. İbo girdi içeri. Kapı kapandı. Ben de merdivene oturdum baktım çok soğuk semt oturuşu yaptım en üst basamakta sol omzumu da duvara dayadım. İbo kapıyı açacak birazdan yatağa uzanıp yorgana sarılıp ısınmanın hayalini kuruyorum tatlı tatlı. Gözümü bir açtım saat 6:30’a geliyor. Orada o halde öylece uyumuş kalmışım. Orospu İbo’da gelmemiş tabii kapıya. Gözümü bir açtım sanki dünyaya ilk kez geliyorum gibi bir yabancılaşma. Bir soğuk… Biri görse ne sanacak acaba beni o halde. Panikle merdivenleri hızlı hızlı inip kendimi yollara vurdum eve doğru koşuyorum. Eve girer girmez hemen üstümdekileri bir poşetin içine koyup poşeti de kenara sakladım. Evden çıkarken çöpe atacağım. Yıkamaya atıp risk alamam… Dedim sıcak bir duş alayım kemiklerim ısınsın. Duşu aldım peynir gibi oldum. Oturduğum yerde üstümde havluyla uyumuşum. Bir uyandım saat 8:30. Benim o dakika masamda olmuş olmam lazım. Neyse ki havaalanı taksiyle beş dakika anca sürüyor. Hemen hızla giyinip poşeti de alıp çıktım evden. İbo falan kimse aklımda değil o anda işe yetişmeye çalışıyorum. Aradılar evden çıkar çıkmaz. Dedim taksideyim geliyorum. Bindim taksiye gittim. Takside fark ettim ki arada hafiften bali kokusu geliyor konuşurken falan. Ofise varınca işte özür dilemeler şunlar bunlar. Neden geç kaldın dedi Seval Hanım. Dedim ben ekstra çalışıyorum bir işim var Seval Hanım dün biraz geç geldim eve bir daha olmayacak cart curt… Neyse geçtim işimin başına textleri ayırıp kimin nesi varsa götürdüm dağıttım falan. Herkes Batuhan yorgun görünüyorsun diyor. Niye acaba? Diye gülüyorum içimden… Dışımdan gülersem bali kokusu yayılır diye endişeleniyorum çünkü… Gün içinde çalışırken bir ara Seval Hanım havayı koklayıp sanki değişik bir koku var diyor. Benim yanaklarım al al tabii. Aradan biraz zaman geçince buldum diyor yapıştırıcı kokusu bu… Köşeye sıkıştım o an. Ama işte biz de o dönem itliğin serseriliğin prime Messi’siyiz… Dedim Seval Hanım benim diğer işim ayakkabı imalatı orada bali kullanıyoruz ayakkabıları yapıştırmak için deyiverdim pat diye çok soğukkanlı bir şekilde… Onu da arkadaşım çalışıyordu kundura imalathanesinde. Üstü başı sürekli bali kokardı oradan biliyorum. İşte kafa zehir gibi o anda hemen çıkardı al kullan kral dedi. Ben de asisti gol yaptım. Kadın üzüldü halime. Çalışmak zorunda olduğumu düşündüğü için. Kafasında kim bilir neler kurdu ağır şartlar bali falan… Şimdi görsem ağlayarak özür dilerim herhalde çok iyi bir insandı zararsız da olsa yalan söylemek üzmüştü beni. Ne yapayım kadına akşam arkadaşlarla kamyonda bali mi çektim diyeyim… Beni efendi terbiyeli oğlan biliyorlardı. Öyleydim de zaten işimi yaparken. Hatta stajım biterken orada kalabileceğime dair telkinde bulundular ama o yaşta kafa basmıyor ki böyle şeylere yok yav ben okuyacam deyip gittim. Hayatımda ikinci ve son kez bali çekmem böyle olmuştu. Yirmi dokuz yaşımda bu hatıramı anımsadığımda baliyi nasıl çektim amk diye şaşkınlıktan ağzım açık kalmıştı kendime… Sonra sonra çok başka itlikler de yaptık… Bir dönem pişmanlık duyduğum şeylerdi bunlar. Ama bu yaşımda baktığımda çok rahat bir şekilde diyebilirim ki ben on tane hayat yaşasam onunda da gider o baliyi çekerim arkadaşlarımla. Ben böyleyim. Hatta arkadaş ortamlarında her zaman derim ki balinin tüpü binlerce lira olsa bütün zenginler bali çekerdi… Ama bence insan yapıştırıcıyı da ciğerlerine soluyacak kadar geri zekâlı olmamalı ya…
Bölüm Sonu Canavarı