Bir Barta Kulesi Üstünden Tarumar Edilmiş Bir Merhaba

Görsel: borda

Merhaba, yok bu başlıkta adı geçen merhaba değil ama yine de yakın sayılırlar. Benden doğan, bana benzer. Yaşım 34, Batuhan adım. Birkaç gün evvel girdim bu yaşa. İlk kez otuz dört yaşıma giriyorum biraz tuhafmış. Umarım bir daha başıma gelmez. Tarancı’nın yolun yarısı dediği noktanın hemen bir tık gerisindeyim. Bu arada bugüne kadar pek sık bahsetmedim hiç ama Tarancı’nın yeri bende çok farklıdır. Evvelinde de şiirler okuduğum olmuştu ama bir şiiri, şiir olduğunu bilerek, bir şiir bilincine sahip olarak okuduğum ilk şairdir. Ayrıca okumayı bilmememe rağmen kalabalık bir sınıfın ortasında, mizansenle okuduğum şiirlerin de sahibidir. Bugün şayirsem, üzerimdeki en büyük emeğin sahibi canım Özgür Hocam, ortaöğretim 3. sınıf Türkçe öğretmenim sevgili Özgür Özmeral… 4-5 kişilik kümelere ayırıp her gruba bir şair kitabı vermişti. Bizim gruba Cahit Sıtkı düşmüştü işte. Ben hem Abbas’ı hem de Otuz Beş Yaş’ı okumuştum. Keyitle. Müthiş de bir iş çıkarmıştık. Günlerce bir oyuna hazırlanır gibi provalar vs. O ders benim bugün ben olmamın en büyük sebeplerindendir. Yani bendeki önemi bu işte Tarancı’nın. Neyin nasıl olması gerektiği algısının oluşmaya başlamasını sağlayan ilk sinirsel iletimi başlatan şey buydu. Neyse. Ne diyordum. Sabah bir kalkıyorsun, otuz dört yaşındasın. Şaka gibi. Kimse sormamış, bir davet almamışsın. Yangından kaçırılan mal gibi, alıp götürmüşler uykunda sanki seni daha eski bir zamana. İşin daha tuhafı da sanki daha önce bu yaşa gelmişim gibi hissediyorum. Bir şeyler tanıdık geliyor, bilindik kokular var. Bilincim uyandığından bu yana 228 yaşındaymış gibi hissetmek ilgisi olabilir belki.

Eskiden, 8-9 yaşlarımda hatta 15-16 yaşlarımda, 34-35 yaşındaki Batuhan’ı hayal ederdim. Görüntüm nasıl, sesim nasıl, fikirlerim nasıl, neler yapıyorum. Hayal ettiğim ne varsa hiçbiri olmadı. Bu kötülük oldu sürekli anlamında değil, olan güzel şeyleri o yaşlarda hiç hayal etmemiş olmamla ilgili bir mevzu. Sezen Aksu’nun dediği gibi işte, iyi şeyler de olmadı değil… Tabi yine bir ağırlık, bir kasvet bekliyordum ama bu kadarını tahmin etmemiştim doğrusu. Bir miktar daha olumlu bir hayat tahayyül etmiştim. Yine de payıma düşen ne varsa, ekip biçtiğim bütün çiçekler, benim izimi yaşıyor. Sonuçta benden doğan bana benzer. Eğer bu benden doğan bana benzer sözünü antik medeniyetlerde yaşamış bir kahramanın sözü olarak düşünürseniz daha güzel hissettiriyor. İbrani atasözü, Aramice deyiş falan diye de etiketlenebilirmiş mesela. Otuz dört yaş kulağa uzun geliyor ama süre olarak ne yaşadım ki diyorum. Tabii herkes gibi benimki de dolu doluydu hatta bazı zamanlar dolup taştığım da olurdu. Pırıl pırıl, mis gibi. Güzel yaşadım sayıyorum hayat algıma göre ama yorucuydu. O anlamda bir güzellik. Gerçek hayat. Realty Show ismi gibi oldu ama durum bu bence. Hayat ringin içi, dışındaki tribünler değil daha doğrusu tribündeki herkes her an kendini tribünlerin önünde bulabiliyor. Böyle bir yer. Bu açıdan dört dörtlük olmasa da üç buçuktan dörtlük bir hayat. Topluma yayılan zorluklara bakıp ben bu ortamların kaşarıyım anam gibi bir halet-i ruhiye mevzu bahis. Düşünüyorum birkaç gündür, en fazla bir bu kadar daha yaşarım sanırım. Benim gibi pislikler uzun da yaşayabiliyor gerçi. Herhalde o yaşlarda da ulan ne ara geçti falan diye düşünüyor olurum. Zaman ne tuhaf ve arsız. Tam bir alfa. Hatta alfa oğlu alfa. Kusura bakmayın, eril dil olmuştur, zaman bireylerin en kudretlisi. Zaman bu stickerları ne kadar umursuyor ve önemsiyordur acaba? Silindir gibi her şeyi, herkesi ezip geçiyor. Yapabilecek bir şey de yok. Şehrine gelen felaketi çaresizce izleyen belediye başkanları gibi izliyoruz. Felaketimiz çürümek. Haspam kendine bunu da yakıştıramıyor, yaşlanmak diyor buna bir de. Bir şey çürümeye başladığında küflenme yapar. İşte yalandan yok saçımda beyazlar çıktı, yok sakalımda beyaz teller var, çürüme başladı işte ama korkan her şey gibi ilk tepki reddetme. Dikkat edersen sonraki yaşlarda da fiziksel sıkıntılar tek tük baş gösterdiğinde biraz daha kabullenmiş söylemler alıyor yerini. Şaka yollu bi gözüm toprağa bakıyor demeler falan.

Her neyse. Vay be, otuz dört küçücük yıl geçirdim ve bir bu kadar daha jetonum var. Sonra İnternetçi abi kapatıcak masayı süre bitti diye. Masa 5’i yarım saat uzat deme şansın da yok. Anca masalara bakan elemanlarından birinin yakından tanıdığı biri, semtten bir arkadaşı falan olucan o da belki.

Yirmili yaşlarımın başındaydım Batuhan Dedde olarak sosyal medyada hacim kapamaya başladığımda. 23 yaşında ilk kitabım yayınlandı. Pek çok kişiyle o zamanlar yolum kesişti. Bugünlerde 34 yaşına girdim. 11 yıl sonra 11. kitabım yayın için hazırlanıyor. Verimli bir 11 yıl geçirdim gibime geliyor. Önümdeki 11 yılın daha verimli olması için yaşıyor ve çalışıyorum.

Vay canına. Bunların hiçbirini hayal etmemiştim.

Bölüm Sonu Canavarı

Bir Cevap Yazın