Merhaba arkadaşlar
Bloguma hoş geldiniz. Bugün sizlere, en ahlaksız, en ırz düşmanı trollerden, siz monitöre bakarken arka planda banka hesabınızı omuzlayıp götürebilen yeteneklerin sahibi heykırlardan bile daha lanet, daha mel’un bir insan grubunu tanıtmak istedim. Öncelikle birkaç brif vermek isterim doğrusu.
Hayatımın bir bölümünde dolandırıcılarla muhatap oldum. Öyle basit, adi işler değil ama. Bir plan dahilinde, bir denklem üzerine oturtulmuş, manipülasyon konusunda usta, şeytanın otuzbircisi olmuş insanların gerçekleştirdiği, hesaplı kitaplı operasyonlardan bahsediyorum. Bu tür şeyleri ele alıp tersine mühendislik yapıyor gibi katmanları birbirinden ayırmak, planı en şeffaf haliyle görmek falan. Bunlar bana heyecan veriyor. Yanlış olmasın, bu olan biten şeyler elbette kötü şeyler. Sadece bir insanın zihnini nasıl kontrol edebildikleri, ne tür hikayeler yazdıkları, nasıl tavırlar takındıkları falan. Bunları çözmek beni cezbediyor. Dolayısı ile zaman zaman bu tür insanları gözlemlemek adına muhatap olmuşluğum var. Dolandırılanların pek çoğu, kendi aç gözlülüğünün kurbanıdır. Elde etmeyi çok istediğiniz bir şeyi size müthiş bir fırsatla sunarlar, mesela anormal derecede ucuz, anormal derecede kolay, anormal derecede başka anormal işler. Genelde de yutar insanlar bu zokayı. Bir şeyi olduğundan çok daha ucuza alırken, bir şeyden anormal kâr elde etme sevdasıyla dolandırılan insanlara da pek acımam, üzülmem. Millet enayi mi kardeşim normal fiyatı 10birim olan bir şeye 10 birim veriyor. Sen 10 birimlik bir şeyi 5 birime alıcam, kurnazım dersen böyle dil atarlar işte. Hak etmişsin yani. Ne oldu? Biraz içerlemiş gibisin Eruhlu?
Neyse, mevzuya hala giremedim…

Bahsettiğim gibi, ben dolandırıcılarla geçmişte muhatap olduğum için, iyi tanırım. Bu insanları da ayıkıyorum, klavye başında da olsa. Kokusunu alırım bu tür şeylerin. Sosyal medya korkunç bir yere dönüştü bunlar için. SJW diyorlar. Yani Social justice warrior. Her şeye, ama her şeye karşılar. Kendileri gibi olmayan tüm fikirler zehirli. Kendileri gibi beslenmeyen herkes bok yiyor, ceset yiyor. Kendileri gibi düşünmeyen herkes ölmeli, böyle de sevgi dolular. Ben bu kitlelerden ziyade, bu kitlelerin merkezindeki insanlardan bahsediyorum daha çok. Kitle ne tuhaf bir kelime değil mi ve de ne ironik. Vücudunuzda kanserli hücreler görüldüğünde de buna kitle derler, bu tür topluluklara da. Manidar. Anlamlı. Favlayalım lütfen… O merkezdeki kişiler var ya o merkezdeki kişiler… Öyle alçak, öyle manipülatif, öyle ırz düşmanları ki bunlar… Bunlar, engerekler ve çıyanlardır. Tanıyın bunları. Görece rahat, konforlu hayatlarında öyle sıkılmışlardır ve öylesine bir baltaya sap olamamışlardır ki, gerçekten mağdur olan insanları çeşitli söylem ve tavırlarla hipnotize ederek etrafına toplarlar. Bunlar, herhangi bir haksızlığa karşı değildirler. Bunlar, gerçekten hakları istismar edilen mağdur insanların duygusal boşluklarından, zehirli bir duman gibi sızıyorlar içlerine. Ve kendi hastalıklarını, etrafındaki gerçek mağdurlara da sıçratarak “kitle” haline geliyor o topluluk. Bu merkeze duman gibi sızanlar, genelde sosyal kalkan, maddi getiri, popülerlik vb durumların peşindeler. Sürekli bir ideolojik ağızlarla konuşmalar, sürekli her şeyin en iyi ve en doğrusunu bilmeleri. Örneğin, yakın bir zamanda Huysuz Virjin vefat etti. Çok üzüldüm. Çocukluğumdan bir parça daha koptu gitti. Asıl üzüntüm de bu galiba. Çocukluğun yavaş yavaş ölmesi, senin de tersi bir şekilde, büyük bir hızla yaşlandığın anlamına gelir. Herhalde derinde bir yerlerde, üzüntümün kaynağı buydu. Herkes yas tuttu. En çok SJW’ler. Arkasından methiye düzenlerin en az %80’i, bugün Huysuz Virjin sahnede olsa, günlerce linç ederler. Erkekleri geç, erkekler dangalak oluyoruz biraz. Ben kadın elinin değdiği ortamların daha pozitif anlamda gelişme gösterdiğini düşünen biriyim. Zaten Anaerkil bir ailede büyüdüm. Hatta Anaerkilden de öte, amazonların kölesi gibiydi daha çok. Annem, ev içinde üzerimde pskiyatrik kırılmalar bırakacak kadar baskındı. Evde de herkes her şeyi yapardı. Klasik bir türk ailesinin aksine. Kimse annemden hizmet beklemezdi, kimse kimseden beklemezdi. Herkes kendi işini kendi görürdü, hala da öyledir yani. Dolayısı ile kadın şunu yapar, erkek bunu yapmaz gibi bir algıyla büyümedim hiç. Etrafımdakilerde gördüğümde de yadırgadım. Klasiktir ya, kadın ev temizler. Bu bana komik geliyor küçüklüğümden beri. Ya da kadın yemek yapar. Bu da komik. Ben annemden daha güzel pirinç pilavı yaptığım için ciddi ciddi bana karşı kıskançlık duyduğunu, tavır aldığını bilirim lan. Yani bunları söylüyorum ki, aslında kadın bunu yapar, erkek şunu yapmalı muhabbetlerinden uzak bir yaşamım oldu. Saçma geliyor toplumdaki bu kavgalar. Başka bir gezegenden gelmiş biri gibi izliyorum, şaşırıyorum da.
Konu darmadağın oldu ya…
Kadın erkek problemlerinde, elbette ülkedeki son yıllarda artan, olumsuz durumlar var kadınlar için hatta korkunç diyeyim, olumsuz çok hafif kalıyor. Ama bu öyle bir reflekse dönüştü ki, bir erkek bu konularda asla yorum yapamıyor. Sığırlardan bahsetmiyorum. Ortalama, vasat ve üstü beyni olan erkeklerin yorumlarından bahsediyorum. Yukarıda bahsettiğim kitle, hemen canına okuyor o yorum yapan erkeğin. Bahsettiğim yorum, kadınların kişisel konuları da değil. Toplumu ilgilendiren, toplumsal konular. Hemen yorum yapan erkek lanetleniyor, ölmesi dileniyor, piranalar gibi başına toplaşıp saniyeler içinde iskelet bırakıyorlar. Sadece bu mevzuda da değil bu olan biten. Her şeyde, her konuda, her yerde. Balık yiyorsun, biri gelip ıyyy ceset yiyorsun, katilsin falan diyor. Sürekli ağdalı, sözlükten okur gibi ideolojik bir ağız, ideolojik terimler, şunlar, bunlar… Öyle de yapmacık duruyor ki ağızlarında, fark edilmedikleri sanrısı içerisindeler. Sürekli bir şeylerin peşindeler, sevmedikleri birilerinin hatalarının, ideolojilerini başkalarına zerk etmenin, haksızlıklara karşı çıkıyormuş gibi yaparak en çok bağıran olmanın getirdiği parıltının… Sürekli ama sürekli bir şeylerin peşindeler…
Kardeşim sizin hiç enerjiniz bitmiyor mu? Sürekli bir şeylerin peşinde koşmaktan, böyle ağdalı cümlelerden, birilerini ikna etme, yanınıza yancı toplama sevdanızdan, hiç bunlardan bıkmıyor musunuz? Hiç durup gökyüzüne bakmıyor musunuz, bir ağacı izlemiyor musunuz? Öyle birkaç saat değil ama, aylarca. Mevsim geçişlerinde mesela hiç düzenli olarak havanın kokusunu algılamaya çalıştınız mı? Bu var ya bu, en kral ideolojinizden daha güzel bir olay. Son yıllarda keşfettim. Güneşin batışı, kuşların tavırları, havanın kokusu. Mevsim geçişlerini bu tür şeylerle takip ediyorum mesela. Büyük bir sırrı keşfetmişim gibi hissettiriyor. Üstelik stres yok, kimseye bir şey dikte etmek yok. Mesela oturup da 4 saat boyunca yıldızları izler misiniz? Ya da toplu taşıma kullanırken insanların yüzlerine dikkat eder misiniz? Ben ederim. Müthiş de hayranlık duyarım. İki göz, iki kaş, bir ağız ve burnun olduğu, bu kadar dar bir alanda, milyarlarca kombinasyon… Bu müthiş bir şey, hayranlık uyandırıyor bende. Kimsenin yüzü birbirine benzemiyor. Bu kadar az malzemeden milyarlarca çeşit çıkarmak, üfff… İşte siz bu tür şeylerle uğraşmadığınız için, kibrinize yenik düştüğünüz için. Mesela diğer blogumda vardı yazısı, tam 8 mevsim, bir ağacı gözlemledim. Hangi kış ne yaptı, hangi baharda daha çok çiçeklendi, hangi yaz meyvesi az oldu. Bunları izledim sadece. Ve bu bana müthiş bir keyif verdi. Yanlış olmasın, ideolojileri önemsiyorum. Önemsiyorum ama, bir insanın her gününü, her dakikasını ideolojik söylemler, ideolojik yorumlar kaplıyorsa, kusura bakmayın ama booooonnnnnnnnnnnnnnnnnnbooooşşş bir hayatı var demektir. Kaldı ki, ideoloji dediğin, yine insan elinden çıkmadır. Her ne kadar uygar olduğumuzu iddia etsek de, bu gezegenin topraklarında hala medeniyet dediğimiz şeyler tanışmamış, ormanlarda avcı-toplayıcı kabileler halinde yaşayan topluluklar var. Yani sandığınız kadar da ayrılmadık diye düşünüyorum içgüdülerin ağır bastığı yaşamdan. Hatta uygarlığın şerbetinden içenler, ormandaki ekürilerine göre sanki daha vahşileşmiş. Bence biraz siz de salın. Evet, ses çıkarmak iyi bir şey ancak kafa sikmek, bu pek olumlu bir şey değil. Akşamüzeri mesela ya da sabah 5-5.15 gibi, camdan bakın, şimdi mevsimi, kırlangıçları izleyin. Kırlangıçları izlemek özel ilgi alanım. Bir bakın bakalım neler yapıyorlar o gökyüzünde. Güvercinler kırlangıçlardan önce uyanır. Onlara bakmasanız da olur. Hepsi birbirini kıstırma peşinde, kim kimi sikerse. Bilmiyorum kahvaltı yapmış oluyorlar mı o saatte ama gözünü açar açmaz da seks peşine düşmezsin be kardeşim…
Üstelik ben bunları şehrin içinde, apartmanlarla dolu bir sokakta –ki gökyüzünden başka bir manzaram yok, gerisi hep apartman- yapabiliyorum. Yani öyle köyde yaşayayım, doğaya kaçayım derdi olmadan da yapılabilir işler.
Biraz salın kendinizi. Haksızlığa boyun eğin demiyorum, tavrınızı nasıl ortaya koymanız gerektiğini öğrenin bence. Bu konuda vejetaryenlerden sizleri eğitmelerini isteyebilirsiniz. Gerçekten takdir edilesi, 33 yaşındayım, ben hiçbir vejetaryenin bir başkasına et yediği için agresif bir şekilde baskı yaptığını görmedim. Vegan ise sizi parça parça doğrayıp bitkilere gübre yapmak ister. Asdfasfdad
Bütün bu söylediklerim, birkaç örnekle aktardığım şeyleri, var olan her şeye uygulayabilirsiniz. Bir müzik grubunun hayranlarına, bir futbol kulübünün taraftarlarına, bir kadın hareketine, siyasi bir oluşuma. Her yere, her şeye uyar. Edebiyatta da var bu. Bütün gün edebiyat, kitaplardan alıntılarla konuşma, şiirle, kasideyle cevap verme… Lan oğlum sizin hayatınızda başka bir şey olmuyor mu? Bu hayatın doğal akışına ters. Kitaplar güzeldir ama sadece bunların olması, tek yönlü beslenmeyle aynı sonuçları vermesi muhtemeldir. Haftanın 7 günü siyaset, haftanın 7 günü sanat, edebiyat, heykel, resim, haftanın 7 günü futbol, haftanın 7 günü şu, bu… Nasıl bir boş yaşamınız varsa artık, elinize geçen tek şeyi tıka basa doldurmaya çalışıyorsunuz. Kaybolduğunuz bir yaşam bu. Size mesela, başından geçen sıradan bir şeyi anlatamaz insan. Hemen araya bir alıntı, bir vecize sıkıştırırsınız. Korkunç bu. It’s terrible, it’s terrible diye bağırasım geliyor dehşete düşmüş bir ifadeyle.
Evet, internet müthiş bir şey. Oturduğumuz yerden, benim şu anda yaptığım gibi her yere, herkese sallama özgürlüğünüz var. Harika bir his bu. Ama bu kadar geniş bir ağda bile, istilacı olduğunuzu net gösteriyorsunuz. Yapmayın.
Kakamı getiriyorsunuz.
Bölüm Sonu Canavarı (yüksek sesle dinlemenizi tavsiye ederim)