Tortu

Merhaba, ben geldim. Beni hatırladınız mı? Bence unutmamışsınızdır. Sanırım, iki yıldan biraz fazla oldu yazı aracılığıyla bir bağlantı kurmayalı. Son yayımladığım kitap 2017 tarihli, bundan bir süre sonra da eski blog sayfamı yayından kaldırmıştım. Uzak kaldım. Çünkü öyle bir dönem geçirdim, öyle bir tavır gerekiyordu. Bir tortu gibi hissediyorum kendimi. Dibe çöktüm, öyle usul usul bekliyorum.

Sosyal medyayı yine aktif kullandım ancak yazıya dair herhangi bir tavrım olmadı. Artık olsun diye düşündüğüm için kendime yepyeni bir blog sayfası açtım. Gıcır gıcır. Daha evvel de böyle bir tavrım olmuştu, üstelik bir alan adıyla bunu yapayım dedim ancak ben siteyi hazırlayana kadar domain süresi doldu ve uğraşmadığımı gördüğüm için yenilemedim.

Neden uzak kaldım, öncelikle yaşamımı daha stabil hale getirmem gerekiyordu. Sonuçta yazarlık/şayirlik, benim hayatımı idame ettirebileceğim türden maddi getirileri olan bir şey değil benim için. Olmasın da zaten. Şairler öldükten sonra kazanır. Bu süreçte bir meslek edinmeye karar verdim. Şöyle, sıkılmadan yapabileceğim bir iş. Eşimin de yönlendirmesiyle makyaj artisti olabilir miyim diye düşünürken, kendimi eğitim alırken buldum. Meğerse içimde bir cevher varmış. Concealer ile fondöteni ayırt edemeyen ben, baya baya gösterilen uygulamaları yapıyordum. Eğitimimi başarıyla tamamladıktan sonra, aptal gibi başka işlerin peşinde koştum. Sonra her şey silinik bir hale geldi. O peşinden gittiğim başka işlerde de babayaroyu alınca, tekrardan benim aslında bir yola girdiğim, bu yoldan saçma sapan bir şekilde saptığım aklıma geldi. Yine ve yeniden makyaj artistliğine dönüş yaptım. Eğitimimi tazeledim. Geçerliliği olan bir belge aldım. İşimdeyim, gücümdeyim. Sırada bol bol tecrübe biriktirmek var. İşin zaten püf noktası, tecrübe biriktirmek… Uyguladıkça gelişen bir şey bu, birçok işte olduğu gibi. Hedeflerim ve ideallerim büyük. Bu kez, daha bir benimseyerek saldırıyorum işime. Agresif bir tecrübe biriktirme eğilimim var. Agresif derken, öfkeli değil yani her yere saldırıyorum anlamında. Makyaj yapacak modeller eksiğim olduğu için, en azından teknik olarak gelişeyim diye her gün kendime makyaj yapıyorum. Bazı zamanlar günde birden fazla. Gece yatıyorum örneğin, uykum yok, uyumaya çalışıyorum ya da boş boş internette takılıyorum. Ya boş duracağıma hadi deyip gecenin köründe kendime makyaj yapıyorum. Çok da uzun olmayan bir zamanda, beni bu konuda iyi yerlerde göreceğinizi söyleyebilirim. Sektör olarak zaten çok da yabancı gelmedi. Aynı “edebiyatta” olduğu gibi, burada da ahbap çavuş ilişkisi mevcut, görüyorum, gözlemliyorum. Köşe başları bazı isimler tarafından tutulmuş, sadece birbirlerine parlatıyorlar ve aralarına asla tanımadıkları biri giremez. Bu açıdan pek zorlanmadım. Hatta edebiyat kısmında bu ilişkilerin daha vahşi bir şekilde ilerlediğini düşünüyorum. Yani daha büyük dövüşlerden geliyorum, bana koymaz. Bu sektörün bana öğrettiği en güzel şey, aslında daha önceden de bildiğim ama uygulamaya koyamadığım bir şey, ne yaptığından çok kendini nasıl pazarladığın önemli. Bunu öğreniyorum, güzel bir şekilde.

Neyse.

Bu geçen zamanda bir dosya hazırladım. Şiyir dosyası. Henüz kitap olmadı, ne zaman olur bilmiyorum da. Pek uğraşmadım doğrusunu isterseniz yayım tarafı ile. Birkaç ufak görüşmelerim oldu bazı kimselerle, peşine düşmedim, ne aradım ne sordum. Acele etmiyorum. Arkamda bıraktığım her şey bana acele etmemem gerektiğini gösterdi çünkü. Eskisinden daha dingin bir hayat yaşıyorum. Seviyorum da bu yeni yaşamımı. Sanırım bu yaşla ilgili bir tavır. Tecrübeli eşekleri bilirsiniz, öyle bir hâl.

Gündemimde Mesihler Yalnızca Kutsal Masallarda Olur isimli romanımın çevirisi var. Almancaya çevriliyor kitabım. Çok sevdiğim bir arkadaşım yapıyor bu işi. Sanıyorum ki yeni yıla yakın bir zamanda tamamlanmış, yeni yıldan sonra da oralarda raflarda olmuş olur. Bu kez geçmişte yaptığım hiçbir hatayı yapmamaya ant içtim. Eğer bir hata olacaksa, bunlar yeni hatalar olmalı. Bu kez kendimi nasıl pazarlayacağımı biliyor ve daha fazlasını da öğrenmeye gayret ediyorum. Çünkü artık bir şeyleri başarmış olmak gerekiyor. Heyecan uyandıran bir şey bu… Başka bir dilde, başka bir kültürde var olmak, henüz bir fikirken bile güzel şeyler hissettiriyor. Gerçekleştiğinde neler olacak bakalım, büyük bir merak ve heyecanla bekliyorum.

Öte yandan bir roman hazırlığı içerisindeyim. Üç yıllık bir dinlenmenin ardından, kendimi iyi hissettirecek ve dinlenmenin sonucu olarak da güzel bir şeyin ortaya çıkacağını düşünüyorum. Şimdilik sadece tek eksik parçası, finalini nasıl bağlamam gerektiği anlatacağım öykünün. Aslında birkaç seçenek var elimde bunun için ama en “olmuşu” yaratmanın peşindeyim. Bekliyorum o yüzden. Bir yandan ilk ilmeği atıp örmeye başladım, bir yandan da hâlâ en başından finaline kadar kurduğum şeyleri gözden geçiriyorum. Nereye sürüklenecek, nasıl bitecek, nasıl ilerleyecek şimdilik bir fikrim yok. Yani fikrim var da, hep öyle olur, sen her şeyini kurup yazmaya başlarsın ama öykü nereye savrulacağını, nerede biteceğini kendi belirler. Bu da beni heyecanlandıran bir şey. Ne kadar çok şeyden heyecanlanıyorum böyle.

Çapulcu kitabımı bilirsiniz, benim için bir basamaktı o kitap. İlk kez “gerçek” bir yayınevinden çıkan, beni daha çok insana duyuran bir kitaptı. İçeriği tartışılır. Ben mesela artık pek sevmiyorum, zaman zaman utanç duyduğum da oluyor. Ama 25 yaşındaki Batuhan o kitabı beğeniyordu. 33 yaşındaki beğenmiyor. Muhtemelen var olursa, 50 yaşındaki Batuhan o kitabı yakmak isteyecek. 50 yaşındaki bir Batuhan fikri de tuhaf geldi şimdi. Yaşlı başlı adamın adı Batuhan olacak. Neyse, stepne var, İsmail’i kullanırım o dönemleri görürsem. Yaşlılığa daha uygun bir isim. Batuhan diye dede mi olur amk.

Her neyse. Çapulcu bir milattı benim için. Bir adımdı. Bence ondan sonraki adım da 6.45’ten yayımlanan son kitabım olma özelliği taşıyan Mezar Taşı Gibi Düşüyor Yağmur. Bu kitap da bana göre bir milat. Yazınsal olarak. Daha bir olgun, daha bir oturaklı. Şimdilerde elime aldığımda bazı bölümlerinde keşke böyle yazmasaymışım dediğim oluyor ama bu duyguyu en az yaşatan kitap benim için. Bu kitapla da bir basamak atladığımı düşünüyorum kendim için. Bu basamağı atlayıp atlamadığımı ya da ne kadar atladığımı, bahsettiğim bu hazırlık aşamasındaki romanla birlikte hepimiz göreceğiz. Ben ortaya güzel, diğerlerinde olmadığı kadar daha derinlikli, karşılığı olan karakterler ve bir anlatım yaratacağımı düşünüyorum. Bakalım zaman kapımın önüne neler getirecek.

Tekrardan buralarda olmak güzel. Bir daha bu kadar uzaklaşmamak üzere geldim. Yaklaşık üç yıl sonra bir blog yazısı yazmak, kendimi bana iyi hissettirdi. Aranızda olmayı seviyorum galiba. Seviyo musunuz beni? Hadi düşmanlarımızı çatlatalım.

Bölüm Sonu Canavarı

Tortu” üzerine 3 yorum

Bir Cevap Yazın